T. E. Lawrence Kimdir? Hayatı ve Yaptıkları?

Tahrip için programlanmış bir insanın neler yapabileceğinin müşahhas bir misali de İngiliz casusu Thomas Edward Lawrence’dir. O, Ortadoğu’da çevirdiği entrikalarla, Osmanlı devletinin Filistin, Suriye, Irak, Ürdün ve bugünkü Sudi Arabistan toprakların-dan çekilmesinde başrolü oynamıştır.

Lawrence, 15 Ağustos 1888’de Tremadoc, Caernar-vonshire, Galler’de doğdu. Ailesi zengindi. Oxford Üniversitesi’nde Arkeoloji tahsili esnasında İngiliz istihbarat teşkilatına dahil olmuştu. Üniversiteyi bitirince Savaş Bakanlığı Harita Dairesi’nde sivil memur olarak çalışmaya başlayan Lawrence, Aralık 1914’te üsteğmen rütbesiyle Kahire’ye gönderildi. İlk görevi, Sina’nın askeri haritasını çıkarmak olan Lawrence, daha sonra Osmanlının elindeki Arap toprakları konusunda uzman olduğundan istihbaratta görevlendirildi. İlk önce, Lübnan, Suriye ve Mısır’da mükemmel eğitim alması sağlandı. Öyle ki Lawrence, Arapçayı ve lehçelerini mükemmel şekilde konuşur duruma gelmişti. Onu bir yerliden ayırt etmek imkansızdı. İslamiyetin temel esaslarını, mezheplerdeki içtihat farklılığına vanncaya kadar öğrenmişti.

Bu eğitim devresinden sonra Suriye, Mısır, Arabistan, Irak topraklarını adım adım dolaştı. Her nehri, her sokağı, her şehri bütün detaylarıyla öğrendi, stratejik yerlerin etüdünü yapıp gerekli notları aldı.

Aktif casus: Lawrence yalnızca bilgi toplayan bir casus değildi. O gerektiğinde büyük hadiseleri tezgahlayabilecek ustalıkta yetiştirilmişti. İngiltere hükümetinden aldığı emirle harekete geçti. İngiliz hükümeti kendisine dilediği şekilde sarfetmek üzere binlerce altın göndermişti. Hedefi, Osmanlı hakim olduğu bölgelerde isyanlar çıkarttırmak, Osmanlı ordusunun ikmal yolları kesmekti.

T. E. Lawrence Kimdir? Hayatı ve Yaptıkları?Lawrence yerli kıyafeti giyiyor, her gittiği yerde oranın lehçesini konuşuyordu. Birinci Dünya savaşında, Irak, Suriye, Lübnan, Yemen, Filistin ve Arabistan’da Osmanlıya isyan eden ve onu arkadan vuran bir tek yerli halk çıkmamıştı. Hepsi de asırlarca İslam birliğini sağlayan bu devlete sadık kalmışlardı. Bu durumu tahlil eden ve bölgeyi inceleyen Lawrence, kendine müttefik olarak bula bula Mekke Emiri Şerif Hüseyin Paşa’yı bulmuştu. Bu şahıs Sultan Reşat zamanında tayin edilmişti. “Mir-i Miran” (beylerbeyi) rütbesindeki Mekke Emiri idi. Şerif ailesinin fertleri olan Hüseyin, Haydar ve Cafer Paşalar İstanbul’da ikamet ederler, Şûrayı Devlet azalığı yaparlar, paşa maaşı alırlardı. Sultan II. Abdülhamid, Hüseyin Paşa’dan şüphelenmiş ve onun Mekke emirliği talebini hep nazikçe geri çevirmişti. Abdülhamid’in tahttan indirilmesinden sonra Hüseyin Paşa nicedir hayalini kurduğu emirliğe kavuşacaktı.

İngiliz hükümeti, Lawrence vasıtasıyla Hüseyin Paşa ile temas kurmuş ve ona, Arap İmparatorluğunu vaadetmiş, Osmanlıya karşı ayaklandığı takdirde kendisine para, silah, cephane, erzak ve ne lazımsa sağlayacaklarını söylemişlerdi. Hüseyin paşa da İngiltere ile İki yıla yakın temaslarının ardından 27 Haziran 1916’da yayınladığı bir bildiri ile isyan bayrağını açmıştı.

Yerli halk isyan etmedi: Şerif Hüseyin Paşa’nın ve Lawrence’in bütün çalışmalarına rağmen Mekke, Medine, Cidde, Taif, Maan, Amman, Kerek, Salt ve Dera halkı isyana katılmamıştı. Şam’da bütün isyancıların toplamı 30-40 kişiyi geçmemişti.

Bazı tarihçilerin “Araplar Osmanlıyı arkadan vurdu” söyleyişi hiçbir delile dayanmamaktadır.

Şerif Hüseyin Paşa’nın emri altında toplanan birlikler; para gücüyle toplanmış bir tür lejyoner bedevilerdi. Bunlar, Hicaz çöllerinde göçebe hayatı yaşayan, yağmacılık, hırsızlık ve talanla geçinen son derece cahil, dünyadan habersiz kimselerdi. Bunlar çarpıştıkları Osmanlı askerlerinin mahiyetinden bile habersizlerdi.

Lawrence’in özel birliğinin omurgasını ise bölgedeki yahudiler teşkil etmekteydi. Ayrıca Ermenilerden ve sair hıristiyan unsurlardan paralı asker toplamıştı. Bu birlikler hiçbir zaman düzenli bir çarpışmaya katılmamışlardı. Lawrence ve adamlarının bütün yaptıkları, Suriye-Medine demiryolu hattına sabotajlar düzenlemek, raylar” tahrip etmek, bazı stratejik yerleri dinamitle havaya uçurmaktan ibaretti.

Lawrence’in bir özelliği de, yalnızca kendisine verilen emirleri uygulamakla yetinmeyip, kendisinin de yeni planlar ortaya koyması ve bunu takip etmesi idi. Öyle ki bu görüşlerini ısrarla müdafaa edecek, hatta İngiliz hükümeti ile cedelleşmeyi göze alacaktı.

Birinci Dünya Savaşı’nda İngiltere ve Fransa’nın müzakerecileri olan Sir Mark Sykes ve François Geor-ges-Picot, Filistin, Suriye, Irak ve Ürdün başta olmak üzere Ortadoğu’nun yeni haritasını aralarında tespit etmişlerdi. Tarihe “Sykes-Picot Anlaşması” diye geçecek olan 19 16’daki bu anlaşmayla iki devlet, Osmanlının mülkünü kendi mallanymışçasma diledikleri şekilde taksim etmişlerdi. Buna mukabil, Lawrence de 1918 yılında İngiliz hükümetine bir haritayla birlikte bir dizi teklifler sunmuştu. Lawrence’in görüşleri ve teklifleri, ilk defa 2005 yılında Londra imparatorluk Savaş Müzesi’nde sergilenen haritasında da görüleceği üzere İngiliz hükümetinin benimsediği politikadan tamamen farklıydı. Lawrence, İngiliz hükümetinin çizdiği Irak haritasına karşı çıkıyor, Irak’ın Kürt ve Arap bölgelerinin farklı hükümetler tarafından yönetilmesini, Araplar ile Suriye Ermenilerinin farklı sınırlar içerisinde yaşamasını istiyordu. Ancak Lawrence’in teklifleri reddedilecek, inatçı bir kişiliğe sahip olan Lawrence bunu bir türlü hazmedemeyecekti.

Mehmetçiğin fedakarlığı Osmanlı ordusu, Birinci Dünya savaşında yedi cephede birden savaşmanın getirdiği menfi şartlara, silah, cephane ve erzak yardımı alamamasma rağmen, bilhassa Filistin ile Mekke ve Medine’nin elde kalması için büyük mücadele vermişti. Lawrence’in yönettiği silahlı grup, bölgedeki bazı karakollara ve trenlere baskınlar yapıyor, yaralı Osmanlı askerlerini dahi işkenceyle öldürmekten çekinmiyordu.

Bir oldu bittiyle Birinci Dünya Savaşına sokulan Osmanlı Devleti, savaşın sonunda mağlup ilan edilmişti. Mondros Mütarekesi şartlarına göre, Osmanlı ordusu teslim olmak durumundaydı. Filistin-Hicaz cephesindeki bütün orduların teslim olmasına rağmen, Hicaz Kuvvetleri Komutanı Fahreddin Paşa direnmekteydi. İstanbul Hükümetinin emirlerini de dinlemeyen Fahreddin Paşa, “Ben Efendimiz’in mübarek merkadini teslim edemem!” diyordu.

Mekke ve Medine’ye gayr-i Müslimlerin ayak basması ayet-i kerime ile yasaklanmış, o tarihten itibaren bu mukaddes beldelere ecnebiler ayak basamamıştı. Fahreddin Paşa, İngilizlerin Medine’ye girişini görmektense, ölmeyi tercih edeceğini belirtmekteydi.

Tarihe “Şanlı Medine Müdafaası” diye geçecek olan ve iki yıl yedi ay süren şanlı direnişin kısaca hikayesi şöyledir:

Mekke Şerifi Hüseyin Paşa isyana hazırlandığı sırada Fahreddin Paşa 4. Ordu Kumandanı Cemal Paşa ta-rafından 28 Mayıs 1916’da Medine’ye gönderilmişti. 31 Mayıs’ta Medine’ye ulaşan Fahreddin Paşa, Şerif Hüseyin’in birkaç gün içerisinde isyan edeceği bilgisini Cemal Paşa’ya ulaştırmış ve acil yardım talebinde bulunmuştu. Nitekim Hüseyin Paşa ve dört oğlu 3 Haziran’da Medine çevresindeki demiryolunu ve telgraf hatlarını tahrip tahrip ederek isyanı başlatmış, 5-6 Haziran gecesi Medine karakollarına saldırmıs, ancak Fahreddin Paşa’nın aldığı tedbirler sayesinde geri püskürtülmüşlerdi.

İsyancılar, 16 Haziran’da Cidde’ye, 7 Temmuz’da Mekke’ye ve 22 Eylül’de de Taife girmişlerdi. Mekke Valisi Galip Paşa tedbirsiz davranmış ve asilere engel olamamıştı. Hicaz bölgesinde Osmanlının kontrolünde kala kala Medine kalmıştı.

Fahreddin Paşa, Medine çevresinde 100 kilometrelik bir emniyet şeridi meydana getirmiş ve 1916 Ağustos’undan itibaren asilerle ve Lawrence’in başı  İngiliz provokatörleriyle zorlu bir mücadeleye girişmişti. O esnada Kanal harekatı bütün şiddetiyle devam etmekteydi. Bu yüzden Fahreddin paşa’ya yardım gönderilemiyordu.

Fahreddin Paşa, yağma ihtimaline karşı Medine’de Peygamber Efendimizin (asm) mübarek merkadinde bulunan mukaddes emanetleri İstanbul’a göndermek istiyordu. Bu teklifi hükümet tarafından kabul edildi. Bunun üzerine Fahreddin Paşa bir komisyon kurarak tek tek kontrol ettiği otuz parçadan müteşekkil mukaddes emanetleri, iki bin askerin koruması altında İstanbul’a gönderdi.

Fahreddin Paşa bir yandan âsilerle, bir yandan Lawrence ile uğraşıyordu. Medine müdâfilerine en büyük darbeyi uzakta olmasına rağmen Lawrence indiriyordu. Suriye’yi Medine’ye bağlayan demiryolu boyunca raylar dinamitleyen Lawrence ve adamları Medine’ye gidecek yardımları engellemiş oluyorlardı.

Fahreddin Paşa ve emrindeki kahraman askerleri savaşa savaşa en nihayet Medine kalesine çekilmişlerdi. Bütün tekliflere rağmen son asker şehid oluncaya kadar çarpışacaklarını beyan etmişlerdi. Kaleyi tahliye etmelerini teklif eden İstanbul hükümetine Fahreddin Paşa’nın cevabı şöyle olmuştu: “Bayrağımızı Medine katesinden kendi elimle indiremem. Eğer mutlaka tahliye edecekseniz, buraya başka bir kurandan gönderin.”

Şanlı müdafaa gittikçe güçleşmekteydi. Cephane sıkıntısından ayrı, yiyecek ve içecek sıkıntısı had safhadaydı. Müdafiler ağaç kabuğu yiyorlardı. O esnada Kanal Harekatı felaketle bitmiş, Filistin elden çıkmış, Osmanlı kuvvetleri Medine’den 1300 kilometre uzakta kalmıştı. Osmanlı devleti mağlup sayılmış ve Mondros Mütarekesi imzalanmıştı (30 Ekim 1918).

Fahreddin Paşa İngilizlerin ve İstanbul’daki hükümetin teslim olması tekliflerini duymazlıktan geliyordu.

Hükümetin Mondros Mütarekesi’ni tebliğ etmek gönderdiği yüzbaşıyı hapsedip İstanbul’u da cevaps:z bırakan Fahreddin Paşa ve askerleri aylarca direnmeye devam ettiler. Neticede neredeyse ayakta duracak asker kalmayınca ve Fahreddin Paşa’nın emrindeki subayların baskısı neticesinde teslim olundu. (Ocak 1919). Böylece 1517’den 1919’a kadarki 402 yıllık Osmanlı hizmetkarlığı hazin bir şekilde sona ermiş oldu.

Hainlerin sonu: Lawrence’in çalışmaları neticesinde Osmanlıya isyan eden Şerif Hüseyin ve ailesi, ihanetinin cezasını dünyada iken de göreceklerdi. Şerif Hüseyin, Abdülaziz b. Suud tarafından devrildi. Sonunda İngilizlerin yardımıyla oğlu Ali ile birlikte Kıbrıs’a kaçtı ve orada öldü. Diğer oğlu Abdullah kaçıp Amman’a yerleşti. İngilizlerin himayesinde Ürdün Krallığını kurdu. İngilizlerin kontrolünden kurtulmak isteyince de İngilizler tarafından öldürtüldü. Yerine oğlu Tallal geçti. O da akli dengesini yitirdi. Yerine oğlu Hüseyin geçti. İngilizler işi sağlama almak için Hüseyin’in bir İngiliz kadınla evlenmesini ve onun ölümünden sonra da Hüseyin’in İngiliz kadından olma oğlu Abdullah’ın başa geçmesini temin ettiler.

Şerif Hüseyin’in öbür oğlu Faysal ise Suriye Emin olmak niyetindeydi. Ancak Fransızlar istemeyince İngilizler Faysal’ı Bağdat’a götürüp Irak hükümetinin başına geçirdiler. Ancak Irak’ta bir darbe oldu ve bütün aile üyeleri katledildi.

Hainler bu şekilde yaptıklarının bedelini öderken, mukaddes beldeleri kahramanca müdafaa eden Mehmedcik ise Medine’den yerli halkın derin sevgisi ile uğurlanacaktı. Mehrnedcik Medine’den ayrılırken Ravza-i Mutahhara’yı gözyaşları içerisinde ziyaret etmişti. Yerli halk matem havası içerisinde Mehmedçiğin boynuna sarılarak hüngür hüngür ağlıyordu. Harem-i Şerifte çeşitli hizmetlerde bulunan harem ağaları da hiçkırıklar içerisinde Mehmedçiğin boynuna sarılıyor ve onlardan ayrılmak istemiyorlardı. Bu tablolar, “ihanet” edebiyatını reddeder.

Lawrence’in sonu: Birinci Dünya savaşında Ortadoğu’nun bugünkü hale gelmesinde ve Müslümanların birliğinin bozulmasında mühim rol oynayan Lawrence, savaştan sonra da İngiliz hükümetinin emrinde faaliyetlerine devam etmiştir.

İngilizlerin işgal ettiği Hindistan’da, Çin’in işgal altındaki bölgesinde ve Afganistan’da faaliyet gösteren ve o bölgeleri de karıştıran Lawrence, Afganistan Kralı Emanullah Han’ın tahttan indirilmesiyle biten büyük isyanı planlamıştır.

1930’da Doğu Anadolu’daki isyan hareketlerini tezgahlayan, hudut hadiseleriyle İranla Türkiye’nin arasını bozmaya çalışan Lawrence, Kraliyet Hava Kuvvetleri’nden 26 Şubat 1935’te terhis edildi.

Clouds Hill’e yerleşen Lawrence fırtına gibi geçen 20 yıllık çalışmalarının ve binlerce insanın hayatını kaybetmesini netice veren operasyonlarının ardından, bu şekilde görevine son verilmiş olmasını ve işi bitmiş bir eşya gibi, kaldırılıp bir köşeye konulmasını hazmedemiyordu.

O sakin bir şekilde bir köşede oturacak, anılarıyla avunacak birisi değildi.

Durumdan vazife çıkarıp kendi başına yeni operasyonlar planladığı bir sırada, 19 Mayıs 1935 günü Clouds Dorset’te motosikleti ile giderken, esrarengiz bir kaza neticesinde 47 yaşındayken sırlarıyla birlikte öldü.

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz


Yukarı Çık